O her yerden topladığım, çakıl taşlarını uçurumlara bırakıp gittiğim uzak diyarlarda rüyama melekler geldi.
' iyi ki attın, uzaklaştın o taşlardan, Zeynep ' dediler bana.
Hindistan, böyleydi : sen, biriktirdiklerini atıverip gittiysen, sevinirdi, melek gönderirdi rüyana...
Her köşe başında bir masal çıkarırdı karşına, herkesle tanışırdın, kucaklaşırdın, Jack fasulye ağacına çıkmadan gelir, sarılırdı sana....
Bıraktıysan o fenalıkları, kötülükleri....Hindistan kucak açardı sana....Hayal ettiğin renklerin ötesinde renkler hazırlardı sana....Onları masallar ve kokular ile süslerdi....
Sen, hep, hep, şükrederdin sonra, işte aynen böyle...
Hayat ne sıkıcıydı değil mi, oysa....
Ama sen, neden bulamazdın ki, o detayların içinde bir güzellik...Hayat hep devam mı edecekti ki...Ne sanırdın...Hep şikayet mi edecektin...
Kış resmen bitmişti.
Mart gelmişti.
Hani o, gizemli, biraz sert, biraz uyumsuz Mart...Bu ömrümüzün kaçıncı Mart ayı olacaktı bilmiyorduk....Yine de, öfkelerimiz, hırslarımız, inatlarımız baş ucumuzda duruyordu....
Hep erteliyorduk. Hep ümit edip, hiçbirşey yapmıyorduk. Sonsuza kadar mı yaşayacaktık...
Cemreler kimbilir kaçıncı kez düşüyordu, biz öylece duruyorduk....
Ah, oysa onca masal dönüp duruyordu etrafta...Sabahları aynaya bile bakamıyorduk bazen...
Gökten üç elma belki hiç düşmeyecekti, ama biz o elmaları hep bekliyorduk....Onlar, muratlarına erecekti, biz çıkacaktık kerevetine...
Sizi bilmem, ama ben sanırım sonsuza kadar yaşamayacağım.
Mart geldi, hem de 2011'in Mart'ı.
Bence hoşgeldi, sabah kalkıp güzelce aynaya bakıp, selamlamalı kendimizi....
Hem ben Hindistan'dan bir sürü güzel ruh getirdim size, Mart hediyesi...











