His Holiness Dalai Lama, beni yanına aldır.
Biraz uzaklaşmış olurum hem buralardan.
' kimse senin kadar gezmiyor ' diyorlar. Sen demezsin ama, di mi.
Benim aklım fikrim uzaklarda. Bilmediğim bir yere gidip, sokaklarda kaybolmakta. Bu aynalara kimbilir kimler baktı diyerek, bilmediğim diyarlardaki aynalara bakmakta.
Ağaçlara sarılmakta. Merdivenleri tırmanmakta. Köşe başlarındaki duraklarda, daha önce hiç binmediğim otobüsleri beklemekte.
Korka korka, bir sürü viski içip, uçaklara binmekte, uçmakta. Uçakta okurum diye yanıma bir sürü kitap dergi alıp hiçbirini okuyamamakta ve sızmakta.
Bambaşka diyarların bambaşka havaalanlarında, döviz bürolarına koşup, bambaşka diyarların paralarıyla, paralarının üzerindeki kahramanlarıyla tanışmakta. En çok da paranın üzerinde Gandhi'yi görüp sevinmekte.
Bavul beklerken, hep sona kalan bavulumun bana ' ceeee, ben geldim, korktun di mi beni unuttular, kaybettiler ' diye diye gelişini görüp, sevinmekte.
Benim aklım, bavuluma sarılıp, alandan dışarı koşmakta, ellerinde isim yazılı tabelalarla bekleşenlerin önünden her geçişimde içimden onlara reverans yapmakta, belki hepsine gidip teker teker sarılmakta.
Bir sigara yakmakta benim aklım uçaktan inince, her sigara yakışımda da Kentucky Havaalanında bana çakmak hediye eden yaşlı kadında. Üç birbirini tanımayan kadın Amerika'nın ıssız bir alanında oturup sigara içmiştik hani. Sonra da sarılıp ayrılmıştık.
Benim aklım, gidip bavulu otel odasına bırakmakta, bir kahve içmekte. Odanın penceresini aralayıp, dışarı bakmakta. Sonra verir misin elini bambaşka diyar, bir gezinti yapalım tanışmak için önce...Gökyüzüne bakalım, duvarların dokularını hissedelim, karşımıza çıkan insanlara usulca merhaba diyelim..
Benim aklım, o sokaklarda kaybolmuş yürürken, kapısı açık evlerden gelen ' buyur gel ' davetlerinde, bir sigara karşılığı aldığım sularda, ' beni de çek ' diye yolumu kesen dedelerin fotoğraflarını çekmekte, bilmediğim dillerde onlarla ' sohbet etmekte '...
Beklemediğim bir anda, sokakta yolumu kesen, üç tane Hintli veledin bana poz verip, sonra tokalaşmak için ellerini uzatması ve zzzzttt erenköy'e benzer bir hareket yapıp kaçıp gitmelerinde...
Pazar yerlerine dalıp, bir sürü fotoğraf çekmekte, sonra da hediye edilmiş havuçlar, lahanalar, elmalarla ne yapacağımı bilememekte..
Çaktırmadan benim fotoğrafımı çekmeye çalışan bambaşka diyarların sakinlerine poz vermekte benim aklım...Onlarla gülmekte, selamlaşmakta, akıp gitmekte onlarla birlikte, bambaşka bir diyarda, bambaşka bir zaman diliminde, bambaşka dilleri konuşan masal kahramanlarıyla bambaşka masalları paylaşmakta...
Fidel Castro, beni yanına aldır.
Chavez, beni yanına aldır.
Bhutan kralı yakışıklı Wangchuck, beni yanına aldır.
Yadav, beni yanına aldır.
Pratibha Patil, beni yanına aldır.






















