
www.flickr.com
|
Thursday, October 23, 2008 | Permalink
Evvel zaman içinde değil, şimdiki zaman içinde bir gün, insanlar unutmuş sevgiyi..
Herkes birşeylerin peşine düşmüş, para, savaş, güç, hırs, bencillik..
Masal orda başlamış..
kimse içinden gelerek kucaklaşmaz olmuş, gülümsemeyen suratlar doluşmuş sokaklara, karanlık olmuş heryer...
gökyüzüne bile doya doya bakamazlarmış..
seneler önce filmlerde izledikleri felaket senaryolarının içine düşmüş insanlar..
bilmezlermiş, masalmış, rüyaymış, gerçek değilmiş oysa ki..
onlar kendi telaşelerinde uğraşadursunlar, bir tek çocuklar farkındaymış bunun masal olduğunun..
bu kötülüklerin geçeceğinin..
herşeyin ileride daha iyi olacağının ve masalın güzel biteceğinin..
çocuklar biliyormuş da ondanmış böyle gülmeleri..
bir tek onlarmış sevgiyi bilen, hatırlayan..
ama sabredeceklermiş...
büyükleri, tek ihtiyaçları olan ve unuttukları şeyin sevgi olduğunu hatırlayana kadar sabredeceklermiş..
sonra çiçek dolacakmış her yer, lunaparklar, sirkler, karnavallar olacakmış..
onlar erecekmiş muratlarına, biz de çıkacakmışız kerevetine..
ah belki o zaman gökten üç tane elma bile düşecekmiş...
Tuesday, October 07, 2008 | Permalink
Onları daha önce de burada gördünüz.
Favorilerimin başında geliyor fotoğraflarda gördüğünüz beyler.
Hep unutuyorum, bu sefer söyleyeyim dedim..
size selamları vardı.
hepinizin içindeki ışığa selam göndermişlerdi.
söyliyeyim de, üzerimde kalmasın.
Sonra birşey keşfettim; hani deneyler filan yapıyorlar ya böyle yerin altında, ben anladım! Anladım ki, birileri doğuda bir yere mıknatıs sakladılar, işte o mıknatıs çekiyor beni o tarafa doğru, sürekli.
ben gidemedikçe, mıknatıs etkisi işte, saçlarım diken diken oluyor, bir cadıya dönüşüyorum.
Cadı olmak üzereyim - haberiniz olsun.
hayalleri olan, insanın içindeki ışığa selam veren o insanların yanına, o hikayelerin içine koşup gitmek isteyen bir cadı..
Hep aynı şeyleri söyler oldum son zamanlarda, sıkılmıyorsunuz değil mi?
Sıkılan varsa, haber etsin.
ne çabuk geçti bu hafta.
yüzüme yeni misafirler geldi, bir kaç sivilce.
dayanamadım, muhallebi de yedim. afiyetle. sonra yine kendime kızdım.
esen rüzgarı daha da bir sevdim bu hafta.
Doğan Apartmanında bir ev hayali kurdum.
uçtum anlayacağınız.
cadılar uçar işte.
ondan.
sizlerden yine bir sürü mail geldi, şahanesiniz!!!
teşekkür ederim.
günümü gün ediyorum gelen güzel maillerle, yepyenisiniz, ışıl ışıl..hepinize Maşallah...hoşgeldiniz.
bir de telefon sapığım oldu.
nefret ettim kendisinden.
telefonuma numarasını ' açma sakın, bu senin sapık ' olarak kaydettim.
kendisini esefle kınıyorum.
Allah hepimizi belalardan, sapıklardan korusun.
gidip güzel bir hafta sonu yaşayalım da, sonra hafta başı görüşelim yine burada.
size güzel fotoğraflar toplasam sokaklardan, yeni yüzler, yeni hikayeler,
ne güzel olacak.
dur bakalım, kısmet..
Thursday, September 11, 2008 | Permalink
' Dear March, come in!
How glad I am!
I looked for you before.
Put down your hat-
You must have walked-
How out of breath you are!
Dear March, how are you?
And the rest?
Did you leave Nature well?
Oh, March, come right upstairs with me,
I have so much to tell. '
Emily Dickinson
Evet - hoşçakal Şubat.
nedense çok tadını çıkaramadık, biraz buruk bıraktın bizi, ama biliyorum kulağıma fısıldadın, Mart'a sakladık güzellikleri diye..
ve ' siz hiç bırakmayın güzel dilekler dilemeyi ' diye...
İstanbul'da yağmurlu bir gece...belli...Mart kapıyı çalıyor..
kolları çiçekle dolu.
hoşgeldin Mart, sana anlatacak çok şeyim var gerçekten, geç otur şöyle..
Thursday, February 28, 2008 | Permalink | Comments (0)
' Baby..did you forget to take you meds?
Baby..did you forget to take you meds?
I was alone, falling free, trying my best not to forget... '
Placebo.
sonra dead can dance. sonra Jan Garbarek. Stephan Micus. Portishead.
azıcık danset Zeynep, hadi canım ne dansı...en fazla tempo tutarsın..o zaman al sana Shantel. Baba Zula. Bu ay ikisi de Babylon'da, unutma.
Yakari'nin atını hatırlıyor musunuz bu arada? Uykudan Önce programını çok severdim de sanırım bu bizim Yakari de onun içinde yayınlanırdı, kabus gibiydi Yakari benim için. Bir de Clementine..offff....felaketti..korkardım, ruhum daralırdı, Gargamel'e razıydım Clementine ve Yakari'nin atı olmasın da...
Sonra, kız başıma ' gölgelerin gücü adınnnnaaaa , He-Man ' izlerdim, Allahtan sonra kızlar için She-Ra çıktı da, biraz daha normal oldu herşey.
çizgi film izle, kırmızı pinokyo bisikletinle gez.
kırmızı da bir montum vardı, zaten bir de numaralı gözlük çıkmıştı başıma ortaokulla birlikte, şimdi lens var da, onu da kurtardık.
işte, kırmızı pinokyo bisikletli, kırmızı montlu, gözlüklü, Clementine'den korkan bir kız çocuğu.
Zeynep.
sek sek oynamayı ve ip atlamayı hiç sevmezdim, genelde oyun da fazla oynamazdım sanırım..Kendimi böyle deli gibi oyun oynarken hiç hatırlamıyorum zira...
çocuktuk da büyüdük.
şimdi daha çok oyun oynuyorum.
( veya bana öyle geliyor, ne bileyim )
Haftasonu geldi, nedense bu hafta biraz yavaş geçti. ( eh tamam, bu da bana öyle geldi işte! )
İstanbul'u terk etti kar yağışı, sanırım bu sene başka da kar görmeyiz, güneş yüzünü gösterdi, şikayetim yok bundan. Belki sokaklara çıkarım, ne güzel olur..Çocuklarla oyunlar oynar, teyzelerle dedelerle sohbet eder, fotoğraf çekerim..Güneş çıktı ya, sokaklar güzeldir şimdi...Ah hele, bahara yakın, bahar temizliği başlar evlerde, sokaklardan ödünç alınmış köşeler tam bir cümbüş olur...işte o dönemlerde, sokaklarda gezerken kendimi şeker kız candy zannediyorum.
( yani bana öyle geliyor )
Nereden geldi bütün bunları anlatmak, bilmiyorum..
Bu yazıya eşlik eden Kasım ayında gittiğim Kathmandu fotoğrafları...Ne güzel orası da. huzur veriyor insana Nepalliler, onca fakirliğe rağmen sıcacıklar, dost canlısı ve misafirperverler. Bu, Nepal'e ikinci gidişimdi, bir daha gider misin deseler 'hiç tereddüt etmem açıkçası..Çünkü, orada da bir sürü kırmızı bisikletli kız çocuğu var, çocukluğumdaki Zeynep'i bana hatırlatan..Artık bizim ülkemizde ( en azından Istanbul'da ) bisiklete rahat rahat binen kaç tane kız çocuğu kaldı ki...
Bir hengamedir gidiyoruz, herkes tedirgin, asık suratlı, hayat öyle zor ki ve hepimiz git gide daha da anlayışsız hale geliyoruz belki de bu yüzden..Ben, korkuyorum, çocuklar için, korkuyorum...
Periler, birşeyler yapın...
güzel haftasonları.....Ocak, bize iyi davransın...
Thursday, January 10, 2008 | Permalink | Comments (0)
Gerçeğin ortasına düşüveriyor insan, Paşupatinat / Kathmandu'da...aynı görüntülere Hindistan'da, Varanasi'de, Ganj Nehri kenarında da rastlamak mümkün..Ölü yakma törenleri..Onların inanışına göre, ruhun özgürlüğüne kavuşmasını sağlıyor bütün bunlar...
Dünyanın diğer ucunda olduğunu insan daha iyi anlıyor sanki böyle dönemlerde...
İçinizden dua okumaktan ve bütün bu olup bitene saygı duymaktan başka yapabilecek birşey yok..İzlemek, görmek, anlamaya çalışmak ve saygı duymak..
Seyahat ederken, sanırım uyulması gereken en önemli kurallar bunlar..
Evet, Hinduizmde ölü yakma töreninden ' detaya girmeden ' fotoğraflar...
Tuesday, December 11, 2007 | Permalink | Comments (0)
Durgunum bu aralar biraz. Oturup yazmak istiyorum aslında uzun uzun. Okurken mola verip, kendinize bir fincan kahve alıp, tekrar gelip ekranın başına, okumaya devam edeceğiniz uzun yazılar yazmak istiyorum. Olmuyor.
fotoğraflar kelimelerin gücünü geçip gidiyor sanki, veya ben, öyle olsun istiyorum bir süreliğine. Susmak değil amacım aslında, ama nedense susup kalıyorum. Haksızlık ediyorum belki kendime, belki bütün bu olup bitene. Ama durgunum işte, ne gelir ki elden.
Size uzun uzun Nepal'i, güzeller güzeli Kathmandu'yu ikinci kez ziyaret etmenin benim için neler ifade ettiğini, o tarçın tarçın kokan sokakları, insanları, Hindistan'ın nasıl bir rüya dünya olduğunu, oralarda neler yaşadığımı, neler gördüğümü anlatmak istiyorum.
Sonra duruyorum.
belki bir dur'aktayım. kimbilir.
Annemin pişirdiği mis gibi pırasa veya tadı çok güzel çıkan bir mandalina gündeme oturabiliyor bu ara.
renkler desen, fotoğraflarda.
mandalina desen turuncu..
hayat desen, diyor ya şarkı hani, ' gemiler gibi hayat, geçip gidiyor.. '
' Ama hüzün hiç yakasını bırakmadı..
Daima geride bir yerlerde durdu
Gölgesi oldu... '
Elif Şafak da seviyor hüznü.
bilmem, belki biz kadınlar hüzün olmadan yapamıyoruz, bu soğuk havalarda başka türlü hissedemiyoruz...Evet, genelleme yapmak ve bu ' bana ait ' hüznün aslında, genel bir durumdan ötürü olduğuna kendimi inandırmak istiyorum sanırım. Belki, suçu sizinle paylaşmak istiyorum.
Aralık gelip, bizi kocaman bir senenin son otuz gününe buyur etmişken, ben, belki ardıma bakıp ondan hüzünleniyorum. Belki, yaşlandığımdan, belki, büyümek istemediğimden, belki aklıma kazınmış ' an ' ların git gide daha da arkada kalmasından hoşlanmayışımdan..
Sanırım ben, senenin bu dönemlerinde geleceğe bakmayı sevmiyorum, dönüp dönüp ardıma bakıyor, sonra kafamı kuma gömüyorum.
Fotoğraflara bakıyorum, nefes almamı kolaylaştırıyor sanki bu gözüme çarpan detaylar, pencereler, yüzler, uzaklar ve en önemlisi fotoğrafla sizlere getirdiğim ' an ' lar.
Aralık ayına bakıyorum şimdi tam içinden, göz kırpıyor hepimize, ' ümit kaybetmek yok, seneye en güzelinden bir veda hazırlayın ' dercesine gülümsüyor...Evet, her Aralık ayı aynı tatla geliyor buralara..Ben, bu tadı daha öncelerden hatırlayıveriyorum. İster istemez, gülümsüyorum.
Koca şehrin koca caddelerinin birinde, bir erkeğin bir kadınla karşılaşma sahnesi geliyor gözümün önüne, belki eski bir filmden aklımda kalan..ister istemez yine gülümsüyorum..
sonrası, bir sürü güzel dilek, sizi de ortak ettiğim..
sonrası, sıcak bir kahve üzeri azıcık hüzün kreması işte..hani her Aralık konuk ettiğimizden... mis gibi kokan, renk veren, tat veren, yavaş yavaş kahveye karışıp giden..
Sunday, December 02, 2007 | Permalink | Comments (0)
Yaz Yağmurları geldi, tam Ağustos sonunda.
tertemiz geldiler. hoş geldiler.
bulutlar dans etti önce, sonra mis gibi bir yağmur. özlemişim.
sonra bir sürü kaza haberi, sel haberleri....
yağmur sevincini yaşarken böyle tatsızlıklar olması ne acı...
ve, bugün Hürriyet gazetesinden sevgili Evrim Sümer benimle röportaj yaptı :))
çok heyecanlandım - belki de televizyon çekimlerinden daha çok :) uzun uzun konuştuk Evrim Hanım'la..bakalım ortaya nasıl birşey çıkacak...kendisine buradan çok teşekkür ediyorum ve diyorum ki Başak burcu olmak ne güzel :) Eylül ayı, başak ayıdır, bizim olsun, güzel olsun, mutlu olsun!
Evet, 3 Eylül Pazartesi günü alır mısınız bir Hürriyet? Seyahat ekinden Zeynep çıkacak, kuş çıkacak :)
Geçen sene yaptığım, Tibet-Butan ve Nepal gezim bana ne çok uğur getirdi...
Fest Tur'a, Nihal Hanım ve Faruk Pekin'e de çok teşekkür ederim bütün beğenileri, destekleri için...
Bu hafta, benim için özel bir hafta.
Uzaklardan bir misafirim geliyor.
ben, bir yandan çocuklar gibi şen, bir yandan pek heyecanlıyım.
pır pır pır bir sürü güzel dilek geziniyor başımda...
bütün uğursuzluklar, belalar uzak olsun diye dualarım yine bizimle.
hayat bazen canımızı acıtıyor ya, hani, parça parça olmuşuz gibi oluyor - uf oluyoruz yani...işte o anlar olmasa, anlamayacakmışız galiba özel ve mutlu anların değerini...
bu yüzden herşeyiyle hayatı kabullenmeyi öğreniyorum ben, büyüdüm galiba..
ne çok emeklemişim, pıt pıt takılıp düşmüşüm, canım yanmış - ardıma bakınca bunu görüyorum, suratımda belli belirsiz bir tebessüm, mis gibi bir Eylül ayına girerken, hayatı olduğu gibi karşılamak ne güzel şeymiş diyorum...
ve şükrediyorum..
hep yaptığım gibi.
Monday, August 27, 2007 | Permalink | Comments (29)
**The city sunset over me
The city sunset over me**
No need for words now
We sit in silence
You look me
In the eye directly
You met me
I think it's Wednesday
The evening
The mess we're in
evet evet...eskilerden bu sefer...
hatırlayacak çoğunuz zaten bu fotoğrafları...ne yapayım kopamıyorum ben onlardan, uzaklara gitme isteğim günden güne artarken, ben...bu kentte, ne ilginç şeyler yaşıyorum...
zaman hızlıca akıp geçiyor
insanlar bir anda kaybolup, bir anda beliriveriyor
hayat desen, o hepsinden hızlı tükeniyor...
yetişemiyorum ben.
sonbahara doğru adım adım giderken birlikte, gönlümden güzel dileklerden başka hiçbirşey geçsin istemiyorum.
yoruluyorum olup bitenlerden, sonra hep diyorum :
' bizi üzen neyse, burda bitsin... '
gülen yüzler, sevgiler, periler eksik olmasın bu haftasonu....
Thursday, August 23, 2007 | Permalink | Comments (14)
Wednesday, July 18, 2007 | Permalink | Comments (0)
ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM BU GÜZEL JEST İÇİN . . .
:)
*******
gözümün önünden gelip geçenler...
bir türlü silip atamadığım suratlar...

devamı var..
bu ara yazmayayım fazla , fotograflar daha guzel. . .
Monday, January 15, 2007 | Permalink | Comments (18)
uzun uzun Küçük İskender'in şiir adlarına takılıp gidiyorum şimdi bu fotoğraflara bakarken bir yandan..
yine yavaş açılacak sayfa, kusura bakmayın, zira bir sürü fotoğraf var...görmeniz gereken..sizin için biriktirdiğim..
' çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysm, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz.çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen.sonra da sen anlatırsın:sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin...Hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim.Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini.Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır..'
Bu paragrafı daha önce de bu sayfaya yazdığımı hatırladım..
Bu aralar havalar bir güzel, bir kötü, bir sıcak, bir soğuk, geceleri desen dolunay var kapıda, e med cezir de eksik kalmasın, hepsinden biraz yaşamalı..
Zeynep sussun da otursun, fotoğraflarına bakıp bakıp gitsin uzak diyarlara..
bu aralar geceler ' kedi gecesi '..
Hürrem ilgi istiyor, Zeynep - ilgiyi ihmal etme...geceler ' kedi gecesi '..
bir ordan bir burdan yazıyorum, anlatacak çok şey birikmişken, hangilerini kendime saklasam, hangilerini size anlatsam bilemediğimden, ortaya karışık sunuveriyorum...afiyet oluyor umarım..
yazıları mı yeğliyorsunuz, fotoğrafları mı..
zaten ben uzun yazamıyorum..
Sokaklar gelip duruyor aklıma, Namaste yapan çocuklar, pazar yerlerindeki et parçaları, insanlar, kokular..kopamıyacağım kolay kolay sanırım bu gezinin etkisinden..bir sonraki geziye kadar :)

şimdi bu yazı ve fotoğraflar burada bitsin,, ben bir kaç güne kadar yine gelirim oturmaya...bir çayınızı içmeye...ondan şundan bundan sohbet etmeye..
Wednesday, November 08, 2006 | Permalink | Comments (27)
şimdi diyorsunuz ki bu ilk iki fotoğrafta gördüklerimiz de ne böyle :) yo yo yo , hiç ayıp değil..Butan'da bu ' motif ' leri kötü ruhları - şeytanı uzak tutsun diye evlerin üzerine çiziyorlar. neredeyse her evin üzerinde değişik değişik bunlardan görebilirsiniz :) siz de görün diye ben de fotoğrafını çektim!
diğer fotoğraflar da yine seyahatten...aklımda kalanlar..
siz görün istediklerim..
bu aralar yoğun bir iş temposu içindeyim, hayat elimden akıp gitmesin diye araya bir de sosyalliği ( her ne kadar sosyal hayatın yüzde kırkı istanbul trafiğinde geçiyor olsa da.. ) ve de fotoğraf turlarını alınca yorgunluk oluyor haliyle..ama sizi de unutmuyorum, ihmal etmiyorum :)
Bu Perşembe Babylon'da Hüsnü Şenlendirici konseri var, haberiniz var mı :))
-- ve bizi aramıyorsun diye bana sitem eden çok değerli, çok sevdiğim arkadaşlarım...ben sizi seviyorum...çok hem de! hem bi de çok özledimmmmm --
Monday, November 06, 2006 | Permalink | Comments (16)