"Sahne 1 : bir bar. ahşap. adını sanını duymadığım ama kokusundan rom olduğunu anladığım içki şişeleri etrafta. Turist yok. Herkes Kübalı. Ben bir masada, hayatımda ilk kez gördüğüm insanların arasındayım, kahkahalarımla neşelerine katılıyorum. Plastik bir bardağa o şişesinde kadın resmi olan romdan koyuyorlar, şerefe yapıyoruz. Çerez filan yok. Puro var, çok yüksek sesli müzik var. Herkes arkadaşım. Herkesi çok önceden tanıyorum. Akşama bir başka mekan varmış, çat pat İngilizce ile onu anlatıyorlar,akşam da gel diyorlar..bir yandan güneş gözlüğümü bardaki herkes takıyor, birbirine gösteriyor.. diyorum gitmem lazım, araya birkaç salsa figürü alıyoruz, bir sürü komik fotoğraf çekiyorum, akşam için sözleşiyoruz, mekandan çıkıyorum..Ben yapıyorum bunu..Vay canına, kontrol mekanizmasının etkisiyle böyle durumlarda insanlara çekingen yaklaşan ben, o barın önünden geçerken el sallayıp çağırdıkları için çok normalmiş ve hep yaparmışım gibi bara giriyorum, birkaç plastik bardak rom içiyorum ve herkesle sarılıp mekandan ayrılıyorum. Yüzümde kocaman bir gülümseme, ayaklarım yerden bir karış yukarıda, Küba tam o sırada gülümsüyor bana, hoşgeldin, biz de seni bekliyorduk..."

aceleye hiç gerek yok.
hani bitmesini istemediğin çikolatayı yer gibi, ağır ağır, telaşe etmeden, gülümseye gülümseye, sakin sakin.
...
gidiş, dönüşten biraz daha iyi. yol uzun.
uçak kocaman. bir de üzerine aktarma var. o kocaman uçağın içinde, hostesler yaşlı ve aksi. asker gibi oturacaksın uçakta, canın içki mi istedi, saati var, bekleyeceksin. Ama olsun, Küba'ya gidiyorsun. Akıl ettin de yoldan minik bir şişe viski aldın, ( malumunuz ben pek korkarım uçaktan ), o minik şişeyi bile göstermeyeceksin uçaktaki hosteslere, çok kızarlar. Zaten sıkışık oturuyorsun, arada kaynarsın, iç gitsin, olmadı kahvene dök azıcık. Kemerini de bağla, bak hepiniz Küba'ya gidiyorsunuz, ne güzel, ilk istikamet Havana...San Cristóbal de La Habana...Diego Velazquez'in torunlarını görmeye...
...
film izledin mi Küba ile ilgili? Kitaplar okudun mu? Örneğin Ernesto Che Guevara'nın hayatını konu almış filmler, gitmeden izlenmesi pek güzel olacak filmler, veya Javier Bardem'in İçimdeki Deniz'i, Lost City, daha birçokları.
MP3 çalarına Company Segundo, Buena Vista Social Club, Buika ve salsa müzikleri de yüklemen gerek.
Sonra oje, sabun, kalem, ruj, ne bileyim böyle cicili bicili birşeyler de alabilirsin. Hayır, noel baba değilsin, asla, hiçbir seyahatte, böyle hediye dağıtmak hoş değil, ama Küba farklı. Sen, kendini Noel Baba zannetme yeter.
...
Havana'ya gidişini sabahın erken saatinde kentin sokaklarında yürüyüş yaparak kutlayabilirsin...Güneş çok güzel doğuyor kentte, denizin getirdiği esinti, o binaların ışıkla raksı, al işte bak, uyanmakta olan, seni kucaklamaya hazır bir kent karşındaki. Binaların dokularına, duvarların çatlaklarına hayranlıkla baktığım gibi bakarsın belki sen de..Belki, binaların açık kapılarından girip, avlularında yükseklere kaldırıp başını, günü seninle erken karşılayan bir Kübalı ile gülümseyerek selamlaşırsın. Kahveden çok birşey bekleme, ben beğenmedim kahveyi doğrusu. Güne uyanışın kahve ile değil, o güzel binaların ışığa kucak açışına eşlik ederek olsun. Güneşle selamlaşmak, kucaklaşmak lazım Havana'da, Karayiplerdesin, hayal gibi...hoşgeldin.
....
Havana'nın turistik birçok bölgesi var, zaten kendini belli eden bölgeler bunlar, mesela bir ana cadde, barlar, kafeler, turistler için yapılmış yerler. Kötü mü, yoo değil, ama ne işin var turistlerin arasında, ızgara biçimli sokakları takip edip, kaybolmalısın sen. Uzayıp giden sokaklardan birine sapıp, özellikle akşamüzeri, sokakta domino oynayanları, minik manavlardan patates, domates alanları, ellerinde rom şişesi oturmuş rom içenleri, topları olmadığı için gazoz kapaklarıyla oynayan çocukları selamlamalısın. Elinde bir harita olsun. Kaybolacaksın zira. Kimi sokaklarda, çok hoşlanmamışlar senin orada olduğundan hissine kapılabilirsin, beni anarsın o zaman, o sokaklardan ben de geçtim, ama bir gülümseyince karşındakilere, gör bak nasıl yıkılıyor o aradaki duvarlar...Havana'nın, Eski kentinde, her yer film seti, fotoğraf fonu gibi...Beylerin başlarındaki şapkalarıyla, beyaz pantalonlarıyla sokaklarda gezmeleri, pencerelerden sarkan çamaşırların arkasından purosuyla sokağı izleyen teyzeler, köşe başlarında karşılaşacağın seyyar tezgahlar...Arada mola verip, rom içmeyi ihmal etme. Tavsiyem Havana Club'ın 7 yıllığı. Biraz ayyaş olabilirsin Küba'da, izin var. Hatta puro da içmelisin, içemiyorsan bile içiyormuş gibi yapmanın zararı yok.
Aslında Havana için söylediklerim Küba'nın geneli için geçerli...
Ama Havana'da olmazsa olmaz diyebileceklerim :
Ernest Hemingway'in gittiği bar, La Floridita'da bir mojito içmek
Meydanlarda dolaşmak
Capitolio'nun içine girmek
Capitolio'nun önünde durup kenti seyre dalmak
Eski bir Chevrolet kiralayıp kentte gezinmek
Old Havana denen kısımda kaybolmak ( La Habana Vieja )
Gün doğumunu, o ışığı yükseklerde bir yerlerde izlemek...
Havana sahilinde denizin yanıbaşında oturmak, ' ne iyi ettim de geldim ' demek,
sokak müzisyenlerinin keyfini sürmek..Hotel Nacional de Cuba'da bir mojito içmek..( mojitolar alıştığın gibi değil ama olsun.. )
Bir de Trinidad var. Benim Küba'da gördüğüm ve en çok beğendiğim yer.
Bence oraya 2-3 gün ayırmalı gidince. Unesco tarafından koruma altına alınmış bir kent. Çok heyecanlı ama bir o kadar da aşık, seksi ve mahçup bir kent. Rengarenk. Geceleri salsa bilmiyorsan bile halkın arasına karışıp ' ne kadar güzel salsa yapıyorum ' diye düşüneceğin, ' bu rom da pek güzelmiş ' diyeceğin, kapıları, pencereleri, duvarları, insanları, yer karoları güzel kent Trinidad.
Sefan olsun, tadını çıkar Trinidad'ın.
Bir de yağmur yağsa, pek güzel oluyor, bir sürü insan buyur ediyor sizi evine, bu gece burada kal deseler, kalacak gibi hissetmiştim ben. Kuş kafesleri, sokak aralarına saklanmış okullar, sanat galerileri, yine rom, yine puro, yine salsa...
Tarif etmesi pek zormuş Küba'yı. Şunu yap, bunu yap demesi de. Şimdi farkettim. Aslında önemli olan gitmek sanırım. Dilerim bir gün yolun düşer, ( ne diyorduk: imkansız diye birşey yok.. ), bir gün yolun düşer de beni hatırlarsan, bir rom da benim için içersin ( lütfen )..
Santiago De Cuba, Camagüey, Santa Clara da var elbette görülmesi gereken bu adada..Adanın bir ucundan başlayıp, diğer ucuna gitmek en mantıklısı. Kara yoluyla seyahat etmek kolay değil, önceden ayarlamış olman gerekli herşeyi, ' oraya gidelim de bakarız ' demek riskli, zira kara yolu ile seyahat bizim alıştığımız gibi değil.
Ojeleri, sabunları da vermeden gelmeyesin, ' kime, nasıl ' diye sorma şimdi bana, gidince anlarsın..Ayrıca Havana'ya değil, diğer yerlere de sakla ne olur.
Bolca deniz mahsülü yemek lazım gelir..
Halkın gittiği barlara gitmek, plastik bardakta romlarınızı tokuşturmak olmazsa olmazdır.
Git dans et, en güzel sen dans ediyorsun, unutma ne olur.
Puro fabrikası da görmeli bence gitmişken.
Sokak köpeklerine şefkat gösterebilirsin, çok seviniyorlar.
Küba, çok farklı, Hindistan'dan, Avrupa'nın herhangi bir yerinden, Tibet'den vs..Gidince anlayacaksın ne demek istediğimi.
Bolca keyfini çıkart, dans et, aşık ol ... unutma dönüşte yine uzun bir uçak yolculuğu ve o mürebbiye kılıklı hostesler seni bekliyor olacak. Hele dönüş, gidiş kadar heves ve heyecan dolu da değil.
Gittiğinde, selam söyler misin benden...