içimden gözlerimi kapatıyorum.
sonra yine içimden ellerimi kulaklarıma götürüp, çığlık atıyorum.
içimden.
siz, duymuyorsunuz. sokakta yanımdan geçen adam duymuyor. bi tek ben : duyuyorum.
sesim rezalet. özellikle çığlık atarken.
bu aralar içimden şarkı söylemiyorum.
içimden uyuyorum.
içimden bağırıp çağırıyorum.
içimden kavga ediyorum.
merkürmüş. yine.
yeter.
merkür müsün nesin, beni dinle.
çok sıkıcı geri geri gidişlerin.
her güne ' hadi bugün güzel bişey olsun ' diye başlıyor, her günü aynı monotonlukta sonlandırıyorum.
sonra açgözlülüğüm yüzünden yine içimden bağırıyorum, içimden kendimi dövüyorum.
' aptal, haline şükretsene, ne bu böyle, ne açgözlüsün. aptal ' diyorum.
sonra içimden uyuyakalıyorum.
uyuya-kalmak.
oysa ben, gide-durmak istiyorum.
sürekli birşeyler istiyorum.
ayıp ediyorum.
biliyorum, terbiyesizlik ediyorum.
biliyorum, ama yine hep, içimden.
içimden rüya görüyorum. rüyanın içinde ben, içimden kızmıyorum kendime - hiç.
rüyamda ormanların içinde, gülüp oynuyorum, ağaçlara sarılıyorum.
rüyamda orman, ormanın içinden geçen ben.
rüyanın dışında bir sürü bina, binanın içindeki çığlık çığlık ben. aklı fikri gitmelerde ben.
binanın dışında bir sürü korna sesi, bir sürü karışık hikaye, bir sürü kalabalık. tek bir tane ağaç.
Sonra, karşıma çıkıveriyorlar...Bir anda, bu dizeler...
You suppose you are the trouble
But you are the cure
You suppose that you are the lock on the door
But you are the key that opens it
It’s too bad that you want to be someone else
You don’t see your own face, your own beauty
Yet, no face is more beautiful than yours.
— Rumi














