
İki bavula sığdırıp hayatımı gideceğim.
İki pembe bavul.
Biri büyük, biri küçük, ikisi de, pembe.
Hayatımın minicik bir kısmını o bavullara, geri kalan kısmını kalbime yatırıp, pamuklara sarıp gideceğim.
Dışardan bakıldığında anlaşılmayacak belki içimden geçenler, ama gözlerime tesadüfen denk gelen gözler anlayacak, görecek kalbimi. İçimdeki kelebekleri, duaları, heyecanları, dağları, diyarları, aşkları, endişeleri, umutları, korkuları, masalları.
Masallarımı alıp gideceğim, başroldeki perileri.
Hiç bilmediğim, tanımadığım diyarlarda, hiç tanımadığım insanların baş koyduğu yastıklara uykuma kavuşmak için başımı koyduğumda, hiç tanımadığım, hiç görmediğim insanların belki saatlerce baktığı duvarlara bakacağım. Kalplerinden geçirdikleri her türlü hikayenin yanına benim hikayem de eklenecek. O duvarlar, onları dinlediği gibi, beni de dinleyecek. Hiç bilmediğim sokaklardan, insanlardan, hikayelerden, tatlardan, kokulardan, yollardan, fahişelerden, iyi insanlardan, kalpazanlardan, kedilerden, kuşlardan habersiz, o diyarlara gideceğim.
İki bavulumla.
Kalbimde gurur, şükran ve dua ile.
O’nun adıyla.
Kendi adımla.
Yola çıkacağım.
Daha önce çıktığım yollar gibi olmayacak.
Bu yol, daha o aşk içime düştüğünde bana farkettirmeden açılıveren bu yol, beni Hindistan’a götürecek.
‘ Çağır beni, yanına al ne olur... ‘ diye senelerce dua ettiğim, seslendiğim Hindistan’a götürecek.
Geceleri gözüm kimseyi görmezken, usul usul ağlarken hasretinden canımı yakan Hindistan’a.
Masalına, ışığına, yüzüne, gözüne, tenine, kokusuna aşık olduğum Hindistan’a.
Kalbimi durup durup acıtan hasretime.
Japon melekler var düşümde.
Bana bu haberi getiren, kapıyı açan, melekler.
Sonra, peşi sıra gelişen, ışığından gözlerimi yaşartan, beni uzun uzun mutluluktan ağlatan, hatta hıçkırıklara boğan, o muhteşem camide göz yaşlarımı, kalp sözlerimi işlediğim güzel halılarına uzun uzun başımı koyup secde ettiren, ben farkına bile varmadan, önümde muhteşem kapılar açan mucizeler.
Mucizeler, siz farkına bile varmadan gerçekleşiyor bazen ( : gerçekleşivermek, oluvermek – aniden, bir anda )
Dilerim hayatın bir zamanında hepinizin karşısına çıksınlar.
Hayat, mucizevi olduğunu göstermediği, sesinin çıkmadığı ve hatta bazen tam tersi canınızı yaktığı zamanlarda ( : hoyrat, saçma, anlamsız ), sizin hiç haberiniz yokken ve siz o hayali öcülerinizle boğuşurken ( kılıç kuşananın : prozac ), sizin için bambaşka yolculuklar, masallar, şiirler ( : Edip Cansever, Turgut Uyar adeta....) , yollar hazırlıyor.
Sadece aç kalbini.
Dile.
İste.
Kalbinden, en derinden, en temizden, en ‘sen’den, en içten, iste.
‘ Ama ‘, ‘ acaba ‘, ‘ hmm ‘demeden ( : şüphe duymadan, teslim olarak ), iste.
Kalbin, dileğini içine kabul ettiyse, kalbindeyse o dilek, gerisini hayata bırak.
Bırak, hoyrat davransın sana.
Bırak, ağlatsın, canını yaksın, küfür ettirsin belki...
Sadece dile.
Ve aç kalbini.
Bak sonra neler oluyor.
Gecenin bir vakti yazıyorum bu yazıyı, 13 yıldır yaşadığım evimden uzakta, iki bavulumla birlikte geldiğim ablamın evinden.
Kedimden uzakta ( : Hürrem’den uzakta, özlemek, özlemek..).
Eski hayatımdan uzakta. ( : aynı ev, aynı zamanlar, aynı garantiler, aynı korkular, aynı, aynı... )
Yeni hayatımın içinden yazıyorum.
Yeni hayatım, beni önce Avustralya’ya götürecek, Sidney’e.( : 24 saat uç, Zeynep. Tak kanatlarını. )
Beş hafta orada kaldıktan sonra, Mumbai’e ( : eski adı Bombay ), canıma, aşkıma, Hindistan’ıma, hasretime gideceğim, temelli... ‘ temel ‘ li....
Yeni hayatım, bana kendini tanıtmaya çalışırken ( : şimdiden tanıştığıma çok memnun oldum ), biliyorum acı da öğretecek en farklısından, hasret de, farklı yollar da...
Şükrediyorum.
Çok.
Sen de, şükret.
Aç kalbini.
Hayata teşekkür et.
Her zaman olmasa bile, bazen, sair zamanlarda, kendi kendine kalmış, yanından bir kuş geçmişken, bir çiçeğin kokusu gelip sana uğramışken, şükret.
Düşlerine iyi bak.
Bazen düş olmanın ötesine geçiyorlar.
Bir de bakıyorsun, iki bavulla, dünyanın diğer ucuna gidiyorsun.
Ağlıyorsam, bu mutluluğumdan, şükranımdan, aşkımdan.
Ağlıyorsam, mucize içine düşmüşlüğümden ( : inan ).
Ağlıyorsam, gece sabaha karşı beni uyandıran, kalbime konuvermiş düşlerin kıpırtısından.
Ağlıyorsam, sen’den.
Hepsi aşk’tan.
Hepsi sen’den.
Hepsi hayat’tan.
Gidiyorum.
Hala ‘ inanılmaz ‘ gelse de, işte bavullarım ( : evet, oldukça ağırlar ), işte yolum, işte ben.
Seneler önce, uzak bir diyarın aşkını kalbime yazdım, şimdi, ona gidiyorum. Şükürler olsun, ey hayat! Yolum açık olsun, masalım, meleğim, kahramanlarım, aşkım bol olsun....
Aç kollarını Hindistan, ben geliyorum.
Aç kollarını ey aşk, ben geliyorum.
Aç kollarını hayat, sana sığınıyorum.
* Haftaya başlayacak olan hayatımın en büyük, en uzun yolculuğunda ilk durağım Avustralya, Sidney olacak. Sonra, Mumbai, Hindistan'a geçeceğim...
twitter'dan inşallah herşeyi sizlerle paylaşacağım ve elbette bu sayfadan..
Bana şans dileyin, Allah'a emanet olun...