"Uçağın usulca havalanışı, iç dünyamızdaki bir dönüşümü simgeler kimi zaman. Uçak kalkış sırasında nasıl sakin bir güç sergiliyorsa, biz de kendi yaşamlarımızda benzer bir güçle hareket edebileceğimizi, bir şeyleri usulca değiştirebileceğimizi, bize acı verenlerin üzerinden sessizce uçup geçebileceğimizi hayal ederiz."
Alain de Botton - Seyahat Sanatı
" İnsanın kendine, kendi dışında bir özün gözleriyle bakabilmesi her zaman işe yarar. Bu bir alıştırmadır ve öğrenilebilir "
" İnsanın alıştığı kişi olmaktan çıkması çok tuhaf bir duygudur; kimliğini özümsemesi, kendini tanımlaması, sıradan bile olsa, karşılaştığı kişilerle yeni ilişkiler kurabilmesi için bir zamanlar olduğu gibi, o olduğu kişinin, yapmış olduklarının, doğum yerinin, tanıdığı kişilerin hiçbir önemi kalmamıştır artık. Bu, denemeye değer bir alıştırmadır: Belki seyahatlerde uygulanabilir! "
Tiziano Terzani - " Atlıkarıncada Bir Tur Daha "
Bilmediğin bir kentin, bambaşka bir diyarın sokaklarına kendini tanıtmak kolay olmaz. Zor iştir.
Önce kendini gökten zembille oraya inmiş bir uzaylı gibi hissedersin. Kedilerin yere yakın bir yürüme şekli vardır hani, ilk adımlar genelde öyledir. Tın tın tın. Çok ortalarda görünmeyeyim, dikkat çekmeyeyim. Bu süreç, bende maksimum 5 dakika sürer. Ondan sonra, ayaklarım yerden bir karış yükselir, peri dansı yaparak yürürüm sokaklarda, yüzüm güler, insanlarla selamlaşmaya, hatta burunlarının dibine girip fotoğraflarını çekmeye başlarım. Peri dansı figürleri konusunda size pek yardımcı olamam - ancak, bilmediğiniz, yabancı olduğunuz bir masalın içine düştüğünüzde, daha önce de söylediğim gibi, en önce yapılması gereken ' kendiniz olmak ' tır. Egonuzu, hırslarınızı odanızda çekmeye kilitleyip sokaklara çıkmalısınız. ( kilitlemeseniz de olur sanki? - kim alacak ki! )
İçinde bulunduğunuz kültürün size çok yabancı kuralları olması doğaldır, örneğin güney Etiyopya'da insanlar çıplak dolaşabilirler, elleriyle size çok uzak olan bir tada sahip yemek yiyor olabilirler, Hindistan'da arkanızdan sizi bir inek takip ediyor olabilir, yakılan ölülerin kokusu biraz keskin olabilir, Çin'de ağızlarını şapırdatarak yemek yiyorlardır, Hogwarts'da özellikle birinin ismini söylemeniz yasaktır, Fas'ta fotoğraf çektirmek istemezler...Bütün bu kültür ahengine uyum sağlamakla ve saygı duymakla yükümlüsünüz. Ayıplamak, gülmek, dalga geçmek, insanların yüzüne kötü kötü bakmak, üflemek püflemek : hayır!
Güney Etiyopya'da kabileler, fotoğraf konusunda çok sorun çıkarmazlar, kimisi belli bir ücret karşılığı fotoğrafının çekilmesini kabul eder, ama onların da kendi içlerinde kuralları vardır, kimi insan arkasından fotoğraf çekilmesinden hoşlanmaz - normaldir, zira adam çıplaktır, poposunun fotoğrafını çekip ne yapacaksın, facebooka koyup kendini mi tagleyeceksin, ama bazen turistler, bu kuralları hiçe sayar, geçer adamın poposunun fotoğrafını çekmeye çalışır. O zaman da karşıdan gelecek tepkiye hazırlıklı olmalıdır. Kendisine hayatta başarılar dilerim. Kabilelerin mızrakları pek sivridir zira.
Hindistan'da tapınaklara ayakkabı ile almazlar çoğunlukla, bazılarına galoşla bile almazlar, neden, niçin, ay ben girsem ne olur, şuracıkta giyerim gizli gizli alayım da ayakkabımı : gereksiz çabalar!
Çok mu kuralcıyım. Hayır. Hiç değilim. Egomu, hırslarımı, kendi kurallarımı çekmeceye koydum. Şu ana kadar da kimse almadı onları, geri dönüşlerde hepsini geri alıyorum çekmeceden!
Yanımda fotoğraf makinalarım, lenslerim ( artık hepsini bir arada taşıyamıyorum, ah evladım, çok ağır oluyor - yaşlandım! ), çapraz takılan bir el çantası, güneş gözlüğü ( renkli olanlara bayılıyorum, yaşlandıkça daha renkli şeyler çekiyor insanın canı.. ), bir küçük su, kafama taktığım tuhaf örtüler ve çiçekler, küçük defter ( yaşasın Moleskine! ) ve kalem var.
Sokaklarda, fotoğraf çektiğiniz zaman, o fotoğrafın gerçek sahibi, kareye anısını sakladığınız kahraman, fotoğrafı görmek isteyecektir. Hakkıdır. Fotoğraf onundur aslında. Makinanızın minicik ekranından fotoğrafı ona gösterirsiniz, gülüşmeler, aynı lisan konuşulmasa da konuşmalar geçer...Belki, adresini vermek ister size, fotoğrafı gönderin eve dönünce diye, o defter o yüzden yanınızda olmalı, adres almak için. Dönüşte de fotoğrafı göndermek için.
Benim en sevdiğim şeylerden biri...Bu sayfada gördüğünüz fotoğrafların çoğu sahiplerine ulaştı. Okulların duvarlarına asıldı, evlerin bir köşesine konuldu. Keşke elimde olsa da hepsini gönderebilseydim...
Seyahatlerimle ilgili en büyük pişmanlığım çok fazla not tutmuş olmamam. Evet, o defter hep benimle ama akşam olup da oturacak bir köşe bulduğumda yorgunluktan uyuyakalırım - aklımın bir köşesine işlediğim anlar da benimle uyur, sabaha da unutmuş olabilirim bir kısmını...Siz siz olun, notlarınızı sıkı tutun, detayları defterinize işleyin, ayağınızın dibine düşüvermiş çiçekleri defterinizin arasına koyup kurutun, otellerden hatıra kağıtlar alın, sonra okuması çok güzel oluyor.
Son seyahatlerde - özellikle Hindistan'da uyguladığım bir yenilik ( Yeniliğin Z'si ) var, Lotus siparişi vermek. Kaldığım otelin resepsiyonuna bir demet lotus çiçeği sipariş ediyorum odama göndersinler diye ( romantik not yazdırmıyorum hayır, henüz o kadar değil ) - akşam o yorgunlukla odaya geldiğimde bir vazo içinde o kutsal, o nazik lotuslar beni bekliyor...Bir kadeh viski - eşliğinde güzel müzik, kırmızı ruj ve karşımda lotuslar...
Tavsiye ederim. Lotuslara benden de selam söyleyin.
Kolumdaki Ganesh'in elinde kocaman bir lotus var, ne mutlu, artık Ganesh ve lotus hep benimle...
Sevdiğim şeylerden biri de, sokakta bir köşeye oturup ( ki genelde teyzelerin veya dedelerin yanını tercih ederim, birbirimize bakar gülüşürüz, gençler bilmediğim lisanlarda çok konuşabiliyorlar, e anlamıyorum ben de pek ) - o içinde bulunduğum masalda olan biteni izlemektir. Etiyopya'da bu çok neşelidir. Etrafınız hep kalabalıktır! Elimde fotoğraf makinası olunca, gelen geçen ( şanslı günümdeysem ) durup poz verir ve yoluna öyle devam eder. Bazen sohbet uzun ve etrafım çok kalabalık olabilir - ama kalbim gülümser, yüzümdeki gülümsemenin yüz bin milyon katı kadar, bunu onlar bilirler...' Nasıl yapabiliyorsun? ' - ' Nasıl bu kadar iyi anlaşıyorsun? ' diye soranlar olur bana gezilerimde...Ben orada unuturum herşeyi, içimdeki gerçek Zeynep bir bakmışım ortaya çıkıvermiş ( ki o Zeynep'i severim ben, iyi kızdır ) - kalbimi açarım karşımdakilere, onlar da ne mutlu ki kalpleriyle bakarlar çoğunlukla bana...Bu yüzden her dönüşümde depresyona girerim, o fotoğraflara baktıkça ağlamaklı olurum. O anlar, hayatımın gerçek anlarıdır, tam o anda, deklanşörün ucundan bakan kadın gerçektir çünkü...Saftır, çocuktur, sevgidir, aşktır ve çok açtır : kalple bakılmaya çok açtır...
Seyahatin Z'sinde insanlara dokunmaktan, onlarla tokalaşmaktan, sarılmaktan çekinmek yoktur.
Seyahatin Z'sinde öğlen olunca yerel bira içmek vardır. Şöyle oralıların olduğu - keyifli, kalabalık bir mekanda bir sigara eşliğinde bira içilir. ( Meraklısına not : Küba'da iseniz Bucanero, Hindistan'da King Fisher veya Haywards, Etiyopya'da Saint George * Meraklısına Not 2 : Küba'da iseniz bira sonrasında rom ile devam edilmesi uygun gelir. - Hindistan'da da rom içeceğim diyen varsa, Old Monk nefistir. Afiyet olsun. )
Hadi şimdi masaldayız farzedip, üzerine bir de öğlen olmuş gibi yapalım, sonra yine burada görüşelim...
Not : Televizyonlarda gösterilen ve Güney Etiyopya'da çekilmiş bir reklamı beğenip beğenmediğim konusunda çok soru ile karşılaştım...Hiç beğenmedim...Hiç..Nedenini burayı takip edenler anlayacaktır, anlayamayanlara da bir porsiyon Güney Etiyopya gezisi tavsiye ediyorum...