Adam, elindeki mavi tebeşirle çizdi çemberi :
' tam ortasında dur. Çıkma çemberden, küçük kız..'
dedi..
Adamın, gözlerinin beyazı nasıl da beyazdı, nasıl da parlıyordu..Küçük kız ne dese bilemedi..sustu. gülümsedi..Lavanta kokusu geldi burnuna..insanın gözlerini kapatıp da, sanki çok sevdiği bir melodiyi duymuş gibi yapmasına neden olan.. Oturdu çemberin tam ortasına küçük kız, kabullenerek, söz dinleyerek...
Tam ortasına : mavi çemberin.
Küçük bir dünya kurdu orada kendine, neler neler görmedi, neler neler duymadı...Eros'u gördü örneğin, elinde oku ve yayı ile geçerken, İstanbul'u gördü, mavi sandalyeleri, perileri, taş evleri, lavantaları, gecenin bir vakti ışıl ışıl Galata Kulesi'ni, kedileri, köpekleri, dedeleri, çocukları...
Sonra bir gün, gökyüzüne baktı, bulutsuz günlerde, bulutlu günleri hatırladı...
Bir anda, usulca, gözlerinin yaşardığını kimseciklere göstermeden, çıktı o mavi çemberden,
dışarıdan bakıp, fotoğrafını çekti, gülümsedi,
o güzeller güzeli dar sokaktan, yürüdü, gitti...
Sokağın ucunda Jack, fasulye ağacına tırmanmaya hazırlanıyordu, küçük kız, Jack'in peşine takıldı....birlikte fasulye ağacına tırmandılar, yepyeniydi herşey, hem belki devin fotoğrafını bile çekerdi...
Çemberler, mavi olsun, beyaz olsun, küçük kıza göre değildi...
Masallar, her zaman vardı, ...
periler desen, onlar da..
sonra küçük kız, size geldi, bu masalını anlattı...
gözleri ışık ışık, kalbi pıt pıt...