içine düştüğüm renkler, detaylar, Alaçatı.
Alaçatı'da Taş Otel var. Duymuşsunuzdur, bayılıyorum ben oraya. Kapısından içeri girmeden daha, sizi buyur eden bir hali var. Kaprissiz, misafirperver, hamarat bir kadın gibi. Kapısından içeri girince, ' ben çıkmayayım buradan, biraz zaman dursun, ben de burada durayım ' diyorum hep. Ama nafile, zaman hep çabuk geçiyor öyle güzelliklerin yanında. Bir de Oğlum var tabii orada, sitede gördüğünüz bu tatlı köpek, Oğlum. Köpek demeye dilim varmıyor bir türlü.
Bu aralar yine kendimle didişmelerdeyim. Oluyor ya hani bana bazen, hoyrat ve çekilmez, hatta uyuz bir insan haline geliyorum. Nedense bu sefer Mayıs'a denk geldi. Tam da kiraz mevsimi, sevişme vakti. Yok, ben kışı yaşıyor gibi oldum. Çok kızıyorum kendime, siz de kızın bana, kendime geleyim biraz olur mu? Kafamın içinde bir sürü fikir bir o yana bir bu yana. İmdat. Nasıl geçer bu? Bilen varsa, beri gelsin.
Sonra duruyorum, bakıyorum, yahu şu enginara bak, yapraklara bak, lavantaya bak lavantaya, hayat kötü, hayat şöyle böyle, e peki ya bunlar ne? Enginara bak. Ne güzel. Enginardan ne eksiğim var? Bilemiyorum. Bilince söylerim.
Bir enginar kadar olamıyorum bu ara işte, bu kadar.
Bu yazı da enginara gitsin. Enginar, sana çok özeniyorum, bilesin.

