‘ hayatın ne zaman nerede kimleri hayatına çıkaracağını bilemiyorsun. Bilemezsin. Gecenin bir vakti, yolunun kimlerle kesişeceğini, kimlerin gözündeki ışığın içine dalıp gideceğini bilemiyorsun. Hayat hazırlıyor, bir sürü güzel sürpriz...Bir sürü masal, bir sürü kahraman...'
Önünde kocaman bir kapı.
Biraz kırmızı, biraz süslü.
Kapının ardında bilmediklerin.
Korkuların, egon, heyecanların, endişelerin, sevinçlerin.
Kapının ardında, seni sana anlatacak bambaşka bir hayat.
Bambaşka, bilmediğin kahramanlar.
Her masal başlangıcı gibi – kocaman kırmızı kapı.
Bir varmış, bir yokmuş gibi.
En önemlisi, sen gibi.
‘ ben ‘ gibi.
Aşk gibi.....Kalbinin içine dolmuş kelebekler gibi...( üzerine kelebek konması ne güzeldir, bilir misin.... )..
İşte bir varmış, bir yokmuş, Zeynep o kırmızı kapıyı açmış, içeri girmiş....
Kelebekler varmış yine, koalalar, kangurular.
“ Insanın kendi kendine – bir başına – tanıdığı kimse olmadan bambaşka bir diyarda olması “
Tek başına ayakta durmayı öğrenmesi. Kalbini yeniye açması.
En önemlisi, kalbini açması.
Kalbi açmak, paylaşmayı, ayakta durmayı, dengeyi öğrenmek. En başından başlamak.
Sonra ardına dönüp baktıkça, kat ettiğin yolu gördükçe, gülümsemek, ‘ kendine gelmek ‘.
Kendine gelmek ne güzel.
Kocaman kahkaha atmak gerek bunun üzerine.
Kalbi kalbine yakın kahramanlar tanımak. İçinden herşey tesadüf olamaz diye mırıldanmak, gökyüzüne bakıp göz kırpmak. Yine o ‘ koruma altında ‘ olma hissi. Biz iyi bir takımız seninle. Aşk bu. Başka açıklaması yok.
Herkesin bir hikayesi var. Herkesin içinde sakladığı, bambaşka bir dünya var.
Ben, hikayemi anlatmayı ve paylaşmayı seçiyorum.
Ben, hayatta mucizelerin gerçekten var olduğunu ve herşey anlamsız, saçma, kötü olduğu bir anda – o kırmızı kapının bir anda karşımızda belirivereceğini bildiğimi anlatmak istiyorum.
Ve işte ilk sabah.
Günaydın Mumbai.
20 Kasım 2011.
Uzun süredir görüşmemiş çekingen aşıklar gibiyiz, farkında mısın....
Güneşi selamladım bu sabah...
Yüzümü severek yanıt verdi güneş, kuşların kanatlarının çizdiği siluetlerle süsledi, geldi başımı okşadı...
“ Hala inanamıyorsun, biliyorum, ama artık buradasın. Sonunda geldin, Zeynep. Hoşgeldin...İstediğin kadar kalmakta serbestsin burada, biliyorum, sen, burayı, bu memleketi, bu insanları, herşeyi severek, kalbini açarak geldin...Biz de seni seveceğiz...Ama zor olacak, bazen sevimsiz olabilecek herşey, gerçi sen biliyorsun...Sana özel masal kahramanları hazırladık burada, yeter ki kalbine her zamanki gibi güven...Geldin. Buradasın...Seni seviyoruz..”
dedi bana...
Gözlerim doluyor, arada ağlıyorum, o kadar inanılmaz ki, şimdi pencereden dışarı baktığımda Hindistan’ı görüyor olmak, birazdan dışarı çıktığımda karşılaşacaklarımı düşünmek...
Hoşbuldum....
Sonunda kavuştuk.
Bu kavuşma, hayatımın en önemli kavuşması, biliyorum.
Açtım kalbimi sonuna kadar, kabul et aşkımı...
( arabesk yaptı bu memleket beni! )
