Uzun – upuzun bir yolculuktu.
Sidney’e Cumartesi sabahi 9’a doğru ayak bastım. Türkiye saatiyle gece 2’de.
Uçuşun Tayland’dan sonraki kısmında yol boyunca horlayan bir Avustralyalı başroldeydi. Yine de 4 saat kadar uyumayı başardım ve haritanın en ucundaki kıtaya geldim.
Havaalanında ilk karşılaştığım polis memurunun ‘ nice shoes! ‘ diye seslenmesi, sanırım bana Avustralya’nın hoşgeldin’iydi. Adamın beğendiği şey ise kalın yeşil çoraplarımın üzerine giydiğim kırmızı crocslarımdı. Yol arkadaşlarım. ( uzun yolda giyilecek en iyi şey : Crocs! )
Sidney’deyim....
Çamaşır suyunda bekletilmiş gibi bembeyaz, yolda yanınızda yürüyen martılar, kelaynaklar, kocaman ağaçlar, parklar, yemyeşil çimenler, keyifli restaurantlar, barlar, kibarca ve içinden geldiğince etrafa gülümseyerek bakan dingin yüzler, limanlar, gemiler, ağaçlardan sarkan yarasalar, bir sürü şahane bebek ve çocuk, Opera House, Darling Harbour, Harbour Bridge, geniş caddeler, sabahın erken saatlerinde ellerinde stilettoları yalınayak yürüyen genç kızlar, Uzakdoğu yemekleri, İngilizcenin bambaşka şivesi, nefis şaraplar, koca koca gökdelenler, yeni yüzler, yeni mekanlar, yeni sokaklar, yeni mutfak, yeni yatak, yeni hayat...
Bakalım bana neler hazırlamışlar...
Hayırlısıyla yarın 3 aylık işsizlik dönemim sona eriyor....Artık, benim de bir işim var, beni taaa buralara kadar getiren, kucak açan, yepyeni bir iş. Bugün kocaman bir ağaca sarılıp şükrettiğim, gökyüzüne bakıp defalarca teşekkür ettiğim – hala inanamadığım, bambaşka zamanlar...
Herşey güzel olsun hepimiz için.
Yeni hafta, hep iyiyle, yeniyle gelsin.
Sevgiyle, kahkahayla, huzurla...
Bu seferki yazı, en uzaktan – size özel....
Paylaşmaktan hiç bıkmayacağım, maillerinizle, ufak notlarınızla beni hiç yalnız bırakmayan, size özel.
Sidney’den Merhaba dostlar.
Yeni hayatımdan Merhaba.....
