Yaz mevsimiydi. Almanya dönüşü, elimde kocaman bir vuvuzela ve Havana Club rom vardı. Vuvuzelayı çalmayı denemiş, becerememiştim. Uçak oldukça fazla sallamış, ben de bildiğim bütün duaları birkaç fasıl okumuştum. Kabul olmuştu ve uçak düşmemişti.
Yaz mevsimi, bulutların himayesi altında geçiyordu. Pek fazla şikayetim yoktu, bronzlaştırıcı mendiller ile idare edebiliyordum nasıl olsa kaç senedir. Şimşek çakıp, gök gürlediğinde ne yapacağımı şaşırıp, tuvalete kaçıyordum sadece korkudan.
Bu, alıştığımız yazlardan değildi. Istanbul'u kelebekler basmıştı. Sokakta yürürken, bir anda kelebekleri etrafında gören herkes kendini bir peri masalında sanmış, ama gerçek nedenini anlayamamıştı. Zaten, o yaz biz birçok şeyin gerçek nedenini anlayamamıştık. Sonra bir bakacaktık ki yaz geçmiş, gelmiş sonbahar...
Dünya kupası maçları vardı, maçları izleyip, twitterda beğendiğim futbolcuları sıralayıp, gevezelik ettiğim ve belki de bu yüzden bir sürü follower kaybettiğim bir yazdı. Ofsaytın anlamını da kadınlara yönelik açıklama yapmış bir siteden okumuş ve anlamıştım. O yaz, ofsaytın ne olduğunu gerçek anlamda öğrendiğim yazdı.
Aşk kapımı çalmamış, ben yine de bir Hintliyle evlenip, bir hint düğününde gelin olmak isteyip durmuştum. Spora devam ettiğim, spinning derslerine dadandığım, diyet yaptığım, estetik kaygılara esir düştüğüm bir yazdı. Haziran hızlıca geçmiş, bize pek de birşey anlatmamıştı. Çocukluğumdan beri devam eden terör ve ülkedeki siyasi tartışmalar yine gündemdeydi.
Yağmur altında Gotan Project konseri izlemiş, çok eğlenmiştim.
Aklımda kaçış planları, boş zamanlarımda uçak bileti fiyatları ve yeni destinasyonlar araştırıyordum. Geceleri yorganlarla uyuduğumuz yaz mevsiminde, kırmızı crocslarım olmuştu. Kakuleli, portakal kabuklu, tarçınlı çaylar içiyor, diyet izin verirse arada içki de içiyordum. Haziran çabuk geçsin istememiştim, inat etti, dinlemedi beni. Belki de Temmuz'un bize anlatacak daha güzel hikayeleri vardı da bu kadar çabuk gelmek istedi, bilmiyordum..
Aşk gelir miydi ki kente, veya bir gün köşe başından bir Hintli prens çıkıp gelir miydi ki? Hiç sanmıyordum. Aşktan yana umudumu kaybedip, herşeyde bir hayır olduğunu söyleyip durmaya başlamıştım kendime. Polyannacılık oynamayı zaman içinde öğrenmiştim, bu da bir bakıma hoşuma gidiyordu. Eskiden çirkin olduğumu düşünür, aşkın bu yüzden karşıma çıkmadığını zannederdim. Artık, bu konuya kafa yormuyordum. Çirkinler de aşık oluyordu. Ben de olabilirdim ama memlekette Hintli yoktu. Sorunu bulmuştum.
Yeni bir ay başlangıcıydı. Temmuz öncesi, Haziran sonuydu. Ben çokca evdeydim, telefonla konuşmayı hiç sevmez olmuştum, etrafımdaki insanların çoğunun gergin, mutsuz ve yanlız hissettiği zamanlardı. Ben, tam olarak ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Gezegenlerden diyordum, bir sonraki zaman diliminde herşey düzelecekti hepimiz için.
Bildiğim duaları sıralıyordum gene, hepimiz için, o yaz, Temmuz'a bir kala...Dualarım bir tutarsa, hepimiz köşe olacaktık, o yaz, bizim yazımız olacaktı, biliyordum...
amin.
