Soğuk oldu hava burada. Suzan Miller bu haftasonum için 2010'un en romantik haftasonu olacak demişti. Sağolsun. Suzan mısın nesin, delirttin beni kadın! Bol fırtınalı, savrulup durduğum, romantizmin 'r'sini görmediğim bir haftasonu yaşadım.
Cumartesi günümü evde üstüste film izlemeye ayırdım, Hürrem'le televizyonun karşısında bir o yana bir bu yana devrilerek ve bir sürü abur cubur yiyerek geçirdik. Hürrem'in abur cuburu zeytin. Benimkileri söyleyemiyeceğim, utanıyorum! Cumartesi gününün en güzeli bir Woody Allen filmiydi..İzlemediyseniz, ne yapıp edip, izliyorsunuz lütfen. Filmin adı ' Whatever Works '. Çok sevdim. Sonra, Sherlock Holmes'u izledik, zaten filmden sonra Robert Downey Jr. televizyondan çıktı geldi, yanıma oturdu ve bana evlenme teklif etti.
Pazar günü de evde bir o yana bir bu yana dönüp, üşengeçliğin çarkından geçerken, ani bir kararla, Istanbul'un kucağına attım kendimi. Yollarda kar yoktu, kar manzarası çekecektim sözde, pek rastlayamadım ama yine de karşıma bir sürü hoşluk çıktı. Kimsecikler yoktu, kediler, kuşlar, turistler, polisler ve ben vardık. Galata Köprüsü ve Karaköy'de kısa bir gezinti yaptım. Rüzgara karşı bir sigara tüttürdüm, kibar balıkçıların yanında. Bu Suzan Miller meselesini onlara da açacaktım, vazgeçtim.
Şimdi gece olmak üzere, gökyüzü pembe. Kar yağacak demek bu. Annem öyle derdi. Kar yağınca insan ailesini daha çok özlüyor.
İşte böyle, karlı İstanbul'dan Zeynep manzaraları.
Yarın ofisteki penceremin önüne bir kardan kokoş yapacağım. Doğru düzgün kardan adama rastlayamadım zira.
Soğuk bir hafta olacak belli ve ben yine, inadına, güzel dileklerimden vazgeçmiyorum bu yeni hafta başlangıcında.
Yolda - sokak aralarında yürürken, yukarıya bakın arada, öyle güzel manzaralar var ki...Bu siyah beyaz kuş silüeti fotoğraflarını yukarıya bakarak yürürken çektim bize.

